Home Office, ilk başta duyduğunuz zaman “Abi Home Office çalışmak gibisi var mı ya ? Ne güzel istediğiniz zaman yat, istediğin zaman kalk işi yetiştir yeter” bu şekilde düşünüyorsunuz, doğru da bir düşünce yanlış ve kötü bir düşünce değil fakat şöyle bir durum var. Home Office çalışmak için erken bir yaş seçmeyin kendinize benim yaptığım hatayı yapmayın. Ben 22 yaşındayım ve şu ana kadar çalıştığım bir çok iş kategorisi ve iş yeri var fakat kısa süreli (kısa süreli dediysem bu 1 hafta 10 gün kadar değil en kısa süreli olan 3 aylık) çalıştım. Home Office benim için ideal ve hayallerimdeki çalışma sistemi. İstediğim saatte çalışıyorum, istediğim saatte geziyorum, istediğim saatte yemek yiyorum. Yeter ki iş zamanında yetişsin. Fakat 22 yaşındayım ve Home Office olarak çalışmaya 16 yaşında fotoğrafçılık yaparak başladım. (Hobi olarak başladı para kazanmaya başlayınca iş haline dönüştü) O zamanlar lise de olduğumdan dolayı yaz aylarında ailem tarafından “Bir işe gir, en azından harçlığını çıkart” cümleleri ile karşı karşıya kaldım ki hala “Düzenli bir maaşın olsun, gir bir işe çalış, sigortan yatırılsın” diyerek beni sık boğaz ettikleri de oluyor. Bunlar beni yıldıramadı. Bugün ki konum bu değil o konuya daha sonrasında gelirim, bugün ki konu “Home Office” çalışmanın iyi ve kötü yanları.

Home Office çalışmanın en iyi yönü az önce yukarı da bahsettiğim gibi her hangi bir kurala bağlı kalmayarak kendi kurallarınızı koyabilmeniz. Çalışma saatinizi sizin belirlemeniz, evden çalıştığınız için istediğiniz saatte istediğiniz yer/mekan değiştirerek çalışabilmeniz fakat kötü yanları ise benim gibi evin “tek erkek çocuğu” iseniz, tam konsantre olduğunuz sırada şöyle bir ses ile kendinizi darmadağın hissedebilirsiniz;

-Meeeeertt ! Ekmek yok, ekmek al da gel.
-Meeeeertt ! Perdeleri as.
-Meeeeertt ! Televizyon bozuldu, gel yap.
-Meeeeertt ! Meeeeerrtt !
(Bu ikileme tekniği ‘yanıma gel’ anlamında anneler tarafından kullanılan bir tekniktir. Otomatik olarak kalkıp gidersiniz, eve misafir gelmiştir ve size sorduğu soru şu olur; Şu telefonu internete bağlasana.)

Bu ne demek biliyor musunuz ? Bir projenin ortasındasınız ya da bir çizimin fark etmiyor, toplantı da olabilirsiniz ki bu benim sık yaşadığım bir durumdur, telefon üzerinde görüntülü bir şekilde toplantı da olabilirsiniz. Bu durum o kadar sinir bozucu olur ki artık hiç bir şey yapmak istemezsiniz. Ki sizi saçma sapan bir sebepten dolayı yanına çağırdığı sıra da o sebebi öğrendiğiniz de “Keşke şu telefonu icat eden Graham Bell bunu sadece 18-40 yaş arası yapsaydı da rahatlasaydık” yada “Şu telefonların kullanım kılavuzlarını keşke okusanız artık” diye düşünüyorsunuz. Ayrı eve çıkmayı planlıyorsunuz fakat bunu karşılayacak bütçeniz olmadığını düşündüğünüz sırada bu fikri rafa kaldırmaktan hiç çekinmiyorsunuz hatta siz bırakıyorsunuz o yerini biliyor direkt olarak gidiyor. Home Office olarak çalışmanın en güzel yaşı 25 yaşından sonra askerliğinizi de yaptıktan sonradır. Eğer ki benim gibi erken yaşta başlarsanız bunlar sadece ekmek almak, perdeleri asmak vb. sebeplerle sınırlı kalmayacaktır. Çünkü aileniz bilgisayarın başında ne kadar vakit geçirirseniz sizin o kadar çok bilgisayar da oyun oynadığınıza inanacaktır bu inançlar siz onların önüne para getirip “Bakın bu parayı ben kazandım.” diyene kadar bunlar devam edecektir. Siz para kazandığınızı ispatladığınız zaman size müşteri bile getireceklerdir. Bundan şüpheniz olmasın bu durumlar canınızı sıksa bile sizi asla pes ettirmemeli. Hayalinizdeki çalışma prensibinizi bozmamalısınız. Hayallerinizin peşini asla bırakmamalısınız. Sizi istediğiniz bir konuma getirecek olan eylem veya olay varsa bu eylem veya olay sizin hayalleriniz ile gerçekleştirdiklerinizdir.

Son olarak, hayallerinizi kaybetmekten korkmayın çünkü korkarsanız, korktuğunuz er yada geç başınıza gelecektir. Hayallerinizi kaybetmek yerine, hayallerinizi nasıl geliştirmeniz gerektiğini düşünün ve öncelik olarak kafanızın içindekileri geliştirmeye başlayın çünkü kafanızın içindekini geliştirmeden, üstünüzdekileri geliştirmeniz size fayda sağlamayacaktır.