Her yerde herkesin dilinde pervane olmuş bir kelime aslında ‘aşk nedir ?’ diyerek bir röportaj gerçekleştirilse ve soru olarak ‘Sizce aşk nedir ?’ diyerek soru sorulsa cevaplar 3 kısıma ayrılır; terk edilmiş insanların vereceği cevaplar, aşk acısı çeken insanlar, aşk yaşadığı zanneden insanlar. Aslında ‘Aşk Nedir ?’ diye bir soru yoktur çünkü ‘aşk’ güzellik gibi göreceli bir kavramdır. En tehlikeli olan fakat bir o kadar da mükemmel derece de mutlu hissettirendir. Mutlu eden bir şey değildir. Sizi mutlu eden ‘aşk’ değil aslında ‘sevgi’dir. Aşk, bir insanın karşısındaki bir insana bağlılığının sembolüdür. Peki ya ‘sevgi’ ? ‘Aşk Nedir ?’ diye sorduğumuz kişilerin bir de ‘Sevgi Nedir ?’ diye sorduğumuzu düşünelim ? Emin olun bir çoğu az önce söylediğim ‘aşk’ kavramının tanımını yapacaktır. ‘Yahu aşk ile sevgi neredeyse aynı zaten’ diyebilirsiniz fakat aralarındaki o ufak çizgiyi anlayamamışsınız demek olur bu. Çünkü ‘sevgi’ karşılık beklemeden yapılan bir şeydir. Sevdiğiniz insan size kötülük yapsa bile bu sizin gözünüz de kötülük olarak gözükmez aksine ona beslediğiniz ‘sevgi’den dolayı bu sizin elinizin tersiyle iteceğiniz bir olay haline dönüşürüz. ‘Seven insan katlanır.’ Yanlış dostum, seven insanın da bir sabrı vardır eğer ki sen bu sabrı fazlasıyla zorlarsan o sabır elbet bir gün bitecektir. Sana olan sevgisi azalmasa da kendini artık sana oyuncak etmeyecek ve sana sabırlı bir davranış göstermeyecektir. Önemli olan aslında ‘AŞK’ değil ‘SEVGİ’dir. Aşk dediğimiz kavram karşımızdaki insanın sadece iyi yönlerini görerek iyi yönleri ile kendimizi beslemektir. Fakat Sevgi iyi ya da kötü, hasta ya da sağlıklı, sağır ya da dilsiz, hiç bir engel tanımaksızın hiç bir karşılık beklemeksizin yapılan bir eylemdir. Seversiniz, karşınızdaki kişiye bunu belli etmeden de sevebilirsiniz, karşınızdaki insana sevdiğinizi belli ederek de bunu yapabilirsiniz. Yalnız karşınızdaki insanı üzerek sevemezsiniz, sevmek her zaman mutlu etmek değildir karşınızdaki kişi sizin sevginizden üzülebilir de bunun herhangi bir sebebi olmadan da olabilir bunu yazdığımdan dolayı feminist arkadaşlarım bana kızacaklardır (buna kız arkadaşım da dahil) fakat ruh halleriniz çabucak değiştiğinden dolayı sizlere sevgi ibaresi olarak söylediğimiz bir Yanlış anladığınız bir cümle ile de gerçekleşebiliyor bu olay her neyse daha fazla uzatıp linç yemeyeceğim 🙂 Sevgi sadece karşılıklı ilişkiler de değil aile içerisinde de gerçekleşmeli. Ben Trabzon’da yaşıyorum ve Trabzon insanının sevdiğim yönü kadar sevmediğim tarafları da var. Mesela ailelerine fazlasıyla bağlıdırlar fakat ailelerine sevgilerini göstermek konusun da biraz sıkıntı aslında birazdan fazla bir sıkıntıları olabilir bunun nedeni de eskiden gelen bir sevgisizlik olduğunu düşünüyorum. Örnek veriyorum, evli ve yeni bir çocuğu oluyor. Çocuğunu sevip, kucağına alması, onunla ilgilenmesi en doğal hakkı ve olması gereken de bu zaten. Fakat evde sadece ailesi varken ya da eşi ile birlikteyken bunu gerçekleştiriyorlar. Nedeni ise patavatsız akraba, eş-dost, arkadaş çevresinden dolayı. Eve misafir olarak geldiklerin de o erkeği elinde çocuğu ile birlikte gördüklerin de ‘La uşağı artık sen mi bagaysın, evdeki reis hallerine noldi ? Yenge yoksa gızay mı sağa ?’ gibi cümleler kurduklarından dolayı karşı tarafta kendini ezdirmemek için böyle bir misafir gelişi sırasında ya çocuğu annesine verirler ya da en yakındaki bir büyüğüne teslim ederek misafiri karşılamaya ‘Gardaşım hoşgeldin, gel buyur geç içeri’ diyerek eşine ‘Çocuğu alırsın, çay yap, birşeyler hazırla’ gibi emirler vererek hem eşini misafirlerin yanında ezip hem de kendini yücelttiğini sanarak aslında aciz bir duruma düşürüyorlar. Eşi yine de ses çıkartmayarak çay, çayın yanına bir şeyler hazırlayıp getirdiğinde çocuğu yanına gelip kucağına çıkmak istediğinde eşine dönerek ‘Al da şunu iki muhabbet ediyoruz şurda’ gibi cümle kurduğu zaman o çocuğun da eşinin de hem huzurunu bozarak mutsuz olmasını sağlıyor hem de çocuğun ilerleyen zamanlardaki psikolojisini olumsuz yönde etkiliyor. Yanlış ! Korkmayın, kılıbık mı diyecekler ? Varsın desinler kılıbık olmaktan korkmayın, bu sizi küçük düşürmez bu sizi daha iyi hissetmesi gereken bir durum, mutlu olmanız gereken bir durum. Ev de iş yapmaktan korkmayın, çekinmeyin, bu eşinizin üzerindeki yükü hem hafifletecek hem de evinizdeki işlerin daha kolay biterek aileniz ile zaman geçirmenize yarayacak bir eylemdir. Bulaşık yıkayın, yerleri silin, toz alın, evi süpürün eğer ki sırf siz eşinize yardım ediyorsunuz diye size kılıbık diyecek insan var ise çevreniz de kendisi utanmalıdır olduğu durumdan dolayı. Eşi her işe koşturuyor, evin tüm yükünü çekiyor peki sen ne yapıyosun ? ‘Eve ekmek getiriyorum’ eve ekmek getirmek yerine evde ekmek getirdiğin insanları mutlu et ! Eşinize çocuğunuza her gün sarılın, her gün onlarla ilgilenin ve onlara sevdiğinizi söylemekten çekinmeyin. Karşılıksız sevgi aslında çocuklarınızın size duyduğu minnettir. Benim babam meslek olarak tır şöförü olmayı seçmiş. Ben kendimi bildim bileli babam yollardadır. Biz dört kardeşiz, üç kız bir erkek. Bunu duyduğunuz zaman ‘Oooo evin tek oğlu, göz bebeği’ dersiniz muhtemelen çünkü bunu duyan herkesin ilk kurduğu cümle bu oldu 21 senelik hayatım da fakat hiç de öyle değil. Babam her yola giderken ‘Ev, kardeşlerin ve annen sana emanet’ diyerek yola gider. Tüm kardeşlerime içten bir şekilde sarılır, öper. Anneme de aynı şekilde, kapıdan çıkarken bana sarılmaz. Elimi sıkar kafa tokuşturur, gözlerimin içine bakar ‘Ev sana emanet, dediklerimi unutma, akıllı ol!’ der ve çıkar. ‘Dediklerimi unutma’ der fakat aslında dediği hiç bir şey yoktur. Yıllarca böyle oldu ve hala böyle olmaya devam etmekte. İhtiyacım olan aslında sadece sarılmasıydı, elini omzuma koyup yaptığım işlerle gurur duyduğunu bana bir kez olsun ‘Aferin oğlum!’ demesiydi fakat asla bunu yapmadı. Beni sevmediğini düşündüğüm zamanlar oldu fakat sonrasında kafamı topladığım zaman ‘Bir baba oğlunu nasıl sevmez? Delirme Mert’ diyemedim. Ta ki dertleştiğim, birbirimize ‘hemdem’ dediğim kız arkadaşım ile bu konuları konuşana kadar. Bana ‘Bir baba çocuğunu neden sevmesin ? Saçmalama seviyordur belli etmiyordur. Böyle düşündüğünü ona söyledin mi ?’ diye benimle bu konuları konuşarak beni rahatlatmaya çalışana kadar. Dertleştiğiniz insan sizi gaza getirerek o konu da sizi daha beter karşı tarafa kin gütmenizi sağlıyorsa o kişi sizin iyiliğinizi istemeyen kimsedir. Ben babama ‘Seni seviyorum Baba!’ dedim fakat onun ağzından bunu duymadım. Bir anne bir baba olduğunuz zaman evlatlarınızı sevin, sevdiğinizi onlara söyleyin, yaptığı işlerle ilgilenin. Çünkü öyle bir vakit gelir ki evlatlarınızla ilgilenmediğinizi fark ederek onlarla ilgilenmek istersiniz fakat bu sefer çok geç olur. Evlatlarınızı, karşınızdaki insanları sevin, sevindirin. Bu dünyadaki en büyük eksik sevgisizliktir. Dünyayı birbirimize duyduğumuz sevgi kurtaracaktır. Sevgisizlik bizi tek başına ölüme götürecektir. Son olarak en son 5. sınıfta kitap okumuştum ve beni tekrardan kitap okumaya teşvik eden, tekrardan kitap okuma alışkanlığımı geri kazandıran kız arkadaşıma teşekkür ederek ona her akşam okuduğum kitabın bir bölümün de yer alan kısım ile bitiriyorum;

“Masal gibi bir son beklerken, felaketlere sürüklenirsin.. Hayal edebildiğin sadece iyidir, ama felek dediğin kötülüğü bilir.. Sen rüya görmek isterken, kabuslar seni uyandırıverir.. Her musibette bir hayır vardır demeyi bilirsen, sınavı daha kolay atlatabilirsin.. Sınav denilen yolda en mühim yoldaşın sabır olacaktır, bunu bilmelisin..”

Nasip Niyete Vurgundur – Ethem Emin Mutlu

NOT: Yazının görsel kısmında kendi babam ile fotoğrafımı koymak isterdim fakat öyle bir fotoğraf yok.